gdo

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

 
Ana Sayfa
 
 
GDO lu ürünlere tüketici olarak karşı olmak
Nihat Çetin
12.05.2010
 GDO lu ürünlere tüketici olarak karşı olmak;bunlara uzak durmak sağlığımız için iyi güzel.
Ama bunları tanımak takip etmek için gen mühendisliği tahsil etmeyi gerektirecek. GDO'lu besinleri izlemeye ne fiziken bilgi birikimimiz  ne de mali olarak imkanımız var.
Hele onların analiz sonuçlarını yayınlama yasağının olması GDO lobicilerinin müsabakaya 5-0 önde başlaması anlamına gelmiyor mu?
Eğer bunlar ülkenin gümrüklerinden giriyorsa,uyuşturucu aramasındaki özen gösterilsin.
Ama bu iş GDO'lu ürün kotarıcıları tarafından adil olmayan bir el çabukluğu ile hukuk desteği sağladıysa vatandaş neyin mücadelesini yürütecek anlamış değilim.Gümrüklerde GDO'yu teşhis edebilecek nitelikte bir altyapı donanım ve çalışan olabileceğinden bir takım kuşkularım var.Yasalar bunların yurda girmelerine engel olamıyorsa bunu vatandaşın teşhis etmesine nasıl imkanı olacak? Hele ki yurtta üretimine izin veriliyorsa;"Yandı gülüm keten helva!"
GDO teşhisi vatandaşın bilgi ve becerisine bırakılırsa,onun bilinçlendirilme çabalarına bu ülkenin yönetimindekiler sıcak bakmıyorsa,bu iş yine eğitimde olduğu gibi gönüllülük -onların çabaları takdire layık- esasına  terkedilecekse biz vatandaşların ufukta daha pek çok hükümet gözlemesi gerekecek.
Kanaatimce,bu işin devlet teşvik, desteğinde, denetiminde;TOBB,Ziraat Mühendisleri,Gen ve Gida Mühendisleri ve Odaları rehberliğinde yürütülebilir diye düşünmekteyim.
 
Bizim pamuk kalpli yöneticilerimiz???
20.04.2010
Para senin değil mi kardeşim, alıcı sen değil misin? İstediğin şartı koyarsın, malını bu şartları karşılayandan alırsın, karşılamayandan almazsın.
ABD gibi yaygın olarak GDO lu tarım yapan ülkelerde iyi niyetli çiftçiler GDO suz, doğal tarım yapmaya çalışsa da ister istemez ürününe GDO bulaşıyormuş. İşte biz bu iyi niyetli çiftçiyi korumak için binde 9 oranına kadar GDO ya izin verilmeliymişiz. Bütün kıyamet  bundan kopuyor. Neymiş ''iyi niyetli ABD çiftçisini korumak.'' içinmiş...
A benim iyi kalpli yufka yürekli yöneticilerim???  Başınıza ne geliyorsa, kalbinizin güzelliğinde??? geliyor.  Benim gibi kendini bilmez kötü niyetli kişilerin eleştirileri gönlünüzü hırpalıyor, biliyorum. Çook utanıyorum.
İyi niyetinize hiç inanmıyorum ya hani bir ihtimal öyleyse; size mi kaldı kardeşim  ABD çifçisinin GDO bulaşmış ürününe pazar açmak. Açarlar davalarını ararlar haklarını.  Eğer hukuki yoldan  haklarını alamıyorlarsa direnirler, eylem yaparlar, demokraside çare tükenmez. O hakkı kendi vatandaşının sağlığından vermek senin işin midir?
Gemiler dolusu narenciyemiz üzerinde tarım ilacı artığı var diye geri dönmedi mi?
Halen ihraç ettiğimiz ürünün ebatlarına milimetre seviyesinde şart koymuyorlar mı?. Bu şartları sağlayabilirsen ürününü satabilirsin yoksa yallah iç pazara..
Ama sıra dışarıdan ürün almaya  gelince aman iyi niyetli ABD çiftçisi üzülmesin, aman brezilya çiftçisinin gönlü kırılmasın, zaten bizim vatandaş her şeyi yer..
Yemiyorlar kardeşim, artık yiyemiyorlar. Hele bunun sadece iyi niyetten kaynaklandığını hiç yemiyorlar.
Herşeyi bilen yönetim ''binde 9'' oranını da AB den kopyalamış. Hayır kazara sorsan niçin binde 7 değilde 9, bunun bilimsel bir açıklaması var mı diye. Bırakın bilmeyi, bir parça mantığa uygun cevap üretsinler yemin ediyorum beni en yakışıklı gösteren sağ üst dişimi kıracam.
 AB belki ABD çifçisine iyilik yapmak isteyebilir. Onların ABD ile tarihi, sosyal, kültürel ve hatta organik (kan bağı) ilişkisi var. Ya senin kime borcun, kime verilmiş sözün var? Şimdiye kadar ne zaman yaralı parmağına  pansuman ettiler.
Lafa bak lafa ''Siz ne kadar GDO’suz üretim yaparsanız yapın gen atlaması nedeniyle tarlanızdaki mahsulünüzün (mesela mısırın) %100 GDO’suz olması mümkün değildir.'' Nerede oluyor bu; GDO lu tarım yapılan ülkelerde. O nedenle bizim organik tarımcılarımız boy boy ilan veriyorlar, ''ürünlerimizde GDO oranı sıfırdır'' diyor. Zira ülkemizde GDO lu ürün ekilmiyor. Kaçak, göçek ekiliyorsa da henüz diğer ürünleri tehdit edecek düzeyde değil. Tarlalarımızda atlak, oynak genler yok. Bunu ön plana çıkarıp Türkiye'yi GDO suz bölge ilan etmemiz gerekirken, GDO  nun sınırlarımızdan içeri sızması için mevzuat altyapısını hazırlıyorsunuz. Gevşemeden yumuşamadan  ''Türkiye'de GDO lu ürün üretilemez ve ithal edilemez'' şartını da koy ki, kim kaçak ekim yapmaya kalkarsa erken tanı, tedavi ve takibi de mümkün olsun.
Ama niyet başka mazeret başka..
Herkes tarihte layık olduğu yeri alır.
Şimdi gelelim GDO lu ürünler kime ne kazandırıyor ki bu kadar istenmediği halde burnumuza sokuyorlar.
Öncelikle daha önce anlatılmış masalları unutun.
Neymiş açlık kapımıza dayanmış. GDO bizi kurtaracakmış. O yüzden kadrini kıymetini bilmediğimiz ABD her ne kadar obezite ile başı büyük dertte olsa da, sırf açlık çeken o mini mini afrikalı çocuklar için araştırmalar yapmış, milyar dolarlar dökmüş ve GDO yu üretmiş. Tabi önce deneme amacıyla kendi topraklarına ekmiş ve kendi insanına yedirmiş. Maksat eğer bir zararı ortaya çıkarsa önce kendilerinde çıksın, afrikalı mini mini aç çocukları etkilemesin diye.
El insaf kendi toprağını GDO ya mahküm eden, kendi biosferini GDO ile kontamine eden, kendi vatandaşına GDO gıdaları etiketlemeye bile gerek görmeden yediren ABD den  nasıl bir sosyal sorumluluk şuuru beklersin.
ABD'nin (namdiğer büyük şirketlerin) GDO dan beklentisi şudur kardeşim;
Monsanto isimli şirket en çok satılan tarım ilacı olan roundup'un üretiminin %60 ını elinde tutmaktadır. Yabani otlara karşı geliştirilmiş tarım ilaçları seçici olmayıp belli bir dozun üzerinde ürüne de zararlı olmaktadır. Bu ilaçları gönül rahatlığıyla ve dozaşımı ihtimali olmadan kullanabilmek için ürününüzün ilaca dayanıklı olması gerekir. Doğal ürünler, genetiğine eklemeler yapılarak ilaca dayanıklı hale getirilmekte ve yüksek doz tarım ilaçları da onları hiç etkilemeden diğer yabani otları yoketmekte. Keşke film böyle güzel bitse. Ama hayır bu film burada bitmiyor. Önce yabani otlar her zaman yaptıkları gibi, ilaca karşı yavaş yavaş direnç kazanıyor ve daha yüksek dozlara ihtiyaç olunuyor.
Sonra nasıl olsa ürüne zarar vermiyor diye kullanılan yüksek doz ilacın  kalıntısı  o tarlalarda dirençlendirilmiş GDO lu  üründen başka bir bitkinin  yetişmesine izin vermiyor.
Ne oldu..
Bir kere GDO lu ürün ek, ömür boyu monsanto nun tohumuna ve ilacına mahküm ol. Anlamayan  bir daha okusun.
Ne güzel değil mi? GDO lu tohumu ve ona özel ilacı bir kere kullandır o topraklar artık sadece sana çalışsın.
Burada özellikle dikkat çekmek istediğin bir konu daha var .GDO lu ürünler daha çok yağlı tohumlardan oluşmakta. Yani zamanla kaçınılmaz şekilde bağımlı olacağımız akaryakıt  olan biodizelin hammaddesi.
Bir taşla iki kuş diye başka neye denir. GDO ile dünyanın hem gıdasında hem de enerjisinde söz sahibi ol. Suyundan da koy.
Filmin senaristi kurnaz, her şeyi hesapladığını zannediyor ama yavaş yavaş hesaplamadığı faktörler ortaya çıkıyor.
Pek yakında.....
 
Galiba GDO da bilgiyi ben kirletiyorum...
17.04.2010
Duymak istemeyenden daha sağır,görmek istemeyenden daha kör kimse olmaz...
Sağlık Bakanlığı ilaç ve ilaç dışı araştırmaları değerlendirecek etik kurul içerisinde ilahiyat fakültesi mezunu olup , sağlık mesleğinden olmayan, sağlıkla ilgili herhangi bir kurumda çalışmayan ve klinik araştırmalarla hiçbir ilgisi bulunmayan bir üyenin bulunmasını şart koşmuş. Doğru mu? Doğru...
Yapılmak istenen gayet açık.
Teolojik düşünce ile bilimsel düşünce birçok noktada  birbirine ters düşer. Bu insanın inancının doğasındandır.  Bilimin anlamsız, ispatlanamaz bulduğu şeyleri  inançlarımız kutsal, tartışılamaz, yorumlanamaz, inkar edilemez görür.Örneğin Hac ibadetinin bir parçası olarak yapılan ''şeytan taşlama'' yı ancak inançlarımız açıklayabilir. Daha önce sağlıkla, bilimle, araştırmayla uğraşmamış, bilimsel düşünceden uzak, sadece islami görüş belirtecek bir kişinin kurulda bulunması, çıkacak kararların hem çok yönlü hem de tarafsız olması açısından gereklidir.
İlaç ve ilaç dışı klinik araştırmalarda sadece bilimsel kavramların yeterli olmadığını, geleneklerimizden inançlarımızdan kaynaklanan birçok faktöründe gözönüne alınması gerektiğinin farkına varan yöneticilerimiz , nedense GDO için oluşturulan biyogüvenlik kurulunda buna ihtiyaç duymamışlar. GDO denilen genetiği değiştirilmiş ama ne yapıldığı, neresine ne katıldığı söylenmeyen tonlarca yiyecek vatandaşın boğazından geçerken herhalde bir bildikleri var ki daha rahatlar. Bu konuda bildiklerini, varsa aldıkları fetvayı , dini açıklamayı, islami görüşü ne olur biz vatandaşlara da lütfetsinler.
Eğer yoksa lütfen aşağıda verilen şıklardan doğru olanı işaretleyiniz.
A) Sağlık Bakanlığıyla Tarım Bakanlığı ayrı ülkelere aittir.
B) Önce ekonominin kuralları sonra diğer kurallar geçerlidir.
C) Dünya Ticaret Örgütüyle anlaşma imzaladık, aleyhimize çok dava açılır.
D) Anlaşmayı imzalarken özel şartlarımızı unuttuk.( Müslümanlarda bazı yiyecekler bilimsel olarak sağlıklı olsa da ''haram'' olabilmektedir)
E) İlaç içilir ama GDO üzerine binilip gidilen bir ulaşım aracıdır.
F) Ben bilgi kirliliği yapıyorum..
 
Bilim adamları açıklamış ki;
09.04.2010
''Bilim adamları açıklamış ki''
Neyi açıklamış? ne kadar biliyor?, ne kadar güvenilir? ne kadar dürüst? ne kadar tarafsız açıklamış?
Bilim adamı olunca insanın bilgisi, belki görgüsü, kültürü de artıyor ama bunlar o kişiyi güvenilir, dürüst, ahlaklı yapıyor mu?
''Bilim adamları açıklamış ki''....
Onlarda herkes gibi zaafları ihtiyaçları olan ve bunları sağlayanlarla karşılıklı iş ilişkilerine girebilecek kişilerdir. Gerekirse istenen doğrultuda açıklama da yapar, haber-röportaj-reklam oyununu da  oynar ve hatta beyaz önlüğünü takıştırıp gözlüğünün arkasından bakarak güven verici ses tonuyla reklam filminde de oynar.
''Bilim adamları açıklamış ki''
 Tomoğrafi çekimlerinde alınan ışın miktarı konvansiyonel röntgen çekimlerinin  442 katı imiş ve daha önce sağlam olup tomoğrafi çektiren her 50 kişinin birinde çekim sonrası kanser oluşuyormuş..
Eeee. Yanlışım yoksa tomoğrafi tüm dünyada 30 yıldır, ülkemizde de enaz 25 yıldır var. Sadece türkiye de milyonlarca çekim yapılmıştır. Peki bunca yıldır neredeydiniz..Tomoğrafinin yaydığı radyasyon miktarını ölçemiyor muydunuz? Ölçüyordunuz, farkındaydınız  fakat açıklamak işinize mi gelmiyordu?
Veya şimdi başka amaçlarla mı bu açıklama yapıldı?
İnsanlıktan özür dilendi mi?
SONUÇ: Bilim adamı olmak adam olmak değildir. Adamlık insanın kendi içindedir. Okumak cehaleti alır ama içinde eşeklik varsa o baki kalır.
GDO konusunda bilim adamlarının ortak bir karara varacaklarına inanmadığım gibi varsalar dahi o karara da inanmıyorum..Yıllar sonra ''GDO yanlış bir kararmış ve şu kadar tür, bu kadar insan kaybına malloldu ve insanlar bilmeden şu, şu, şu canlıları da gıda olarak tüketti'' şeklinde özürsüz bir açıklamayı da yadırgamam.
Bildiğim şudur; ALLAH ın yarattığı ve milyonlarca yıldır bir düzen içinde giden doğaya insanoğlunun kıt zekası ve engin hırsı ile müdahale etmesine izin vermemeliyiz.....
 Diyanet İşleri Başkanlığına / ANKARA
08.04.2010
  Aman kimsenin kalbini kırmayarak GDO ya dikkat çekeyim derken o kadar kibarlaşmışım ki kimse soruma ilgi göstermedi ...
Anlaşılan konuya doğrudan yaklaşım gerekiyor..
Önce Diyanet GDO konusunda neler demiş ne faaliyetlerde bulunmuş, göz atalım;
GDO için Diyanet'ten  gelen açıklama şudur:
İslâm dini, insan ve toplum yararına gerçekleştirilen her türlü bilimsel çalışmayı teşvik eder ve bu tür çalışmaları, topluma bir görev olarak yükler. Ancak bu tür çalışmaların hukuki, ahlaki ve manevî değerler açısından problem oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini de asla onaylamaz. Bu alanda gerekli önlemlerin alınmasını öngörür. "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)" olarak bilinen; biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalarla elde edilen ürünler başta insan sağlığı olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde önemli riskler taşıdığı konunun uzmanları tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca, hayvandan bitkiye veya bakteriden bitkiye gen transferinin fıtrata müdahale olduğu da unutulmamalıdır. Konu üzerinde araştırmalarını sürdüren bilim kurullarının; doğal ürünlerin genetik yapısının değiştirilmesinin önü alınamaz felaketlere yol açabileceği ve bu tür ürünlerin insan sağlığı üzerinde ciddi tahribatlara sebebiyet vereceği bilgisi dikkate alındığında sağlığa zarar verecek bu ürünleri yemek dinen de sakıncalıdır. Ancak her ne suretle olursa olsun tohumlar üzerinde yapılan genetik çalışmalar sağlığa zarar vermeyecekse bu tür ürünler yenilebilir...
Bu cevaba ilaveten Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarıyla (GDO) ilgili Din İşleri Yüksek Kurulu bir çalışma başlattığı öğrenildi. GDO ile ilgili bilgi eksikliği olduğu gerekçesiyle doğru bir karara varmak için çeşitli üniversitelerden uzmanları Diyanet'e çağırdı.Uzmanlar bu amaçla kasım ayında Diyanet'e gelerek kurul üyelerine GDO'yu ve bilimin konuya nasıl yaklaştığını ayrıntılı bir şekilde açıkladı. Uzmanların GDO ile açıklamalarını dinleyen ve bilimin yaklaşımını yaptıkları toplantılarda değerlendiren Yüksek Kurul üyeleri "dini bir hüküm vermek için bilimin bu konuda net bir karara varması gerekir. Fetva için henüz erken, önce bilimin GDO ile ilgili tutumunu netleştirmesini bekleyelim" kararı aldı. Halktan gelen "GDO'li ürün tüketebilir miyiz" sorularına ise Din İşleri Yüksek Kurulu GDO tüketimini vatandaşın tercihine bırakıyor. Gelen sorulara verilen yanıtlarda "GDO, kesin olarak yasaklanan besinler arasında değil. Ancak dini hüviyeti ve insan sağlığına etkileri şüpheli olan şeylerden de kaçınmak gerekir" cevabı veriliyor.
Buradaki ince detayı lütfen kaçırmayalım;
Dinimiz, “Birşeyin helal olması için delil aranmaz, haram olması için delil aranır” der. Necis olan bir şeye dair bir delil bulunmazsa, temiz kabul edilir. (Usul-i Pezdevi)
Eğer araştırmana rağmen haram olabilecek bir delil bulamazsan,  vesvese etmeden yiyeceği temiz kabul ederek yiyebilirsin.  Fakat GDO da durum böyle değil. İstediğiniz kadar araştırın hangi canlıdan gen alındığını söylenmemekte ve bu da araştırmanın tamamlanmasını engellemekte olduğu için “Birşeyin helal olması için delil aranmaz, haram olması için delil aranır”sartı tamamlanmamaktadır.
Şimdi gelin yukardaki yaklaşımları inceleyelim.
Öncelikle Diyanete sorulan GDO nun insan ve çevre sağlığına etkileri değil .Zaten  yıllardır yüzlerce bilimadamı GDO nun bu durumunu bir arpa boyu yol alamadan tartışıp duruyorlar ve korkarım önümüzdeki yüzyılda da  sürüp gidecek..Diyanet eğer GDO hakkında fetva vermek için bilimadamlarının bu konuda kesin karara varmasını bekliyorsa  birkaç on yıl daha beklemesi gerekecek.
Diyanet GDO nun çevre ve insan sağlığına etkisine göre kararını verecekse (örneğin: çin mutfağında kullanılan birçok hayvan etinin sağlığa ve cevreye zararlı olmadığı bin yıllık tecrübeyle sabittir ama HARAMDIR YENMEZ) haram helal listemiz bir hayli değişir.
İmam-ı Gazalî hazretleri buyurdu ki: (Haram olmıyan, fakat şüpheli olan şeylerden de sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde, (Şüpheli şeyi terk et, şüphesiz şeyi al), (Şüphelilerden sakınan, dinini, ırzını korumuş olur. Şüpheli etrafında dolaşan, harama düşebilir) buyuruldu.
Diyanet ise GDO ‘’ kesin olarak yasaklanan besinler arasında değil. Ancak dini hüviyeti ve insan sağlığına etkileri şüpheli olan şeylerden de kaçınmak gerekir. ‘’  Diyerek hem GDO nun şüpheli olduğun hemde yasak olmadığını belirtiyor???
Öncelikle ve ivedi olarak Diyanet şu iki soruyla muhattap olmalıdır ve cevapları için gerekli  bilgi kendi dağarcığında mevcuttur.
1) Fıtratıyla oynanmış gıdalar ahlaki ve manevi değerler açısından islam dinine uygunmudur?
2) Genetik yapısına ticari sır diye açıklanmayan bilinmeyen bir canlının genetik parçasını ekleyerek özü değiştirilen GDO nun dini hüviyeti islamiyet için hangi seviyede şüphelidir?
 
  GDO helal mi haram mı?
02.04.2010
Bu sorunun cevabı bende değil. Buna ancak din alimleri cevap verebilir.
Hristiyanlar için haram yiyecek kavramı  daha çok sağlıksız veya pis yiyecekleri ifade ederken  müslümanlar için haram yiyecek kavramı; yiyeceğin pis veya sağlıksız olmasından daha öte anlamlar taşır. Örneğin bir damla alkol vucut sağlığı için  tehtid oluşturmaz ve alkolün içinde hemen hiçbir mikroorganizmanın canlı kalamayacağı bilinirken, alkolün bir damlası bile (ilaç vb gibi zaruret olmadığı taktirde) bizlere haram kılınmıştır. , Tüm hijyenik kaidelere  uygun ama ALLAH' ın adına kesilmemiş koyunun eti de haramdır. Tamamen sağlıklı bir hayvanın kaza ile kopan uzvunu yemek haram, hayvanı ALLAH adına kurban ettikten sonra yemek helaldir.
Yani biz müslümanlar için bir yiyeceğin helal olması için onun sağlıklı, temiz olması yetmiyor; islami kurallara da uygun olması gerekiyor.
İşte bu noktada gerek AB  gerekse dünya standartlarından farklılaşıyoruz. Onların bilimsel olarak ortaya koymaya çalıştıkları GDO nun sağlık açısından hiçbir sakınca doğurmayacağı (ki genetik oynamaların doğuracağı sorunların  uzun yıllara ve hatta birkaç nesil sonrasına yayılabilirliği genetiğin ne olduğunu azıcık bilen benim gibi bir amatör için dahi açıktır)  savını ispat etmiş olsalar dahi, GDO içeren gıdaların müslüman alemi için helal olmasını  sağlayamaz.
GDO genel anlamda bir canlının  genetik yapısına kendi doğasına uygun olmayan yani doğada hiçbir zaman birleşemeyecek başka bir canlının genetik materyalinin bir kısmının yerleştirilmesidir. Genetik şifre canlının özüdür. O canlının örümcek mi maymun mu olacağını kodlar..
Genetik materyal aktarılmış  canlı her iki canlının ortak özelliklerini taşır ve artık ne odur ne öbürüsü; o melezdir. Bu aktarımın yüzde 1 veya binde 1 olması bunu değiştirmez.
GDO şirketleri ticari sır adı altında atardıkları genlerin kaynağı olan canlıyı tüketiciye açıklamamakta ve sadece GDO nun sağlıklı bir ürün olduğunu ispata çalışmakla islam dünyası için kendilerini açmaza sokmaktadırlar. Özellikle söylenmediği sürece insanın aklına her türlü haşerat veya kemirgen, sürüngen, yırtıcı, haram kılınmış hayvan gelmekte.
Yukarıda da belirtiğim gibi bizim için gıdanın sağlıklı, temiz olması yetmez ; bize haram kılınanları az veya çok hiçbir oranda içermemesi lazımdır.
Bilmeden veya yanıltılarak haram yiyecekler yenebilir. Kullarına daima kolaylık gösteren Mevlâ, başı darda kalan, başka çare bulamayan müslümana, ölçüyü kaçırmamak üzere haramı yeme ve işleme ruhsatı vermiştir.Ama burada ne bilmeme ne yanıltılma ne zorlama nede çaresizlik vardır. Burada ortaya sunulan fakat içeriği söylenmeyen bir gıda var ve üstelik o gıdanın yerine doğal olan başka birini de seçebilme imkanlarımız var.
  Bizim görevimiz  ne yediğimizi araştırmak ve eğer yeterli bilgiye sahip değilsek üzerinde şüphe olan o gıdadan uzak durmaktır. Aşağıdaki hadis bu konuya yeterince delildir;
"Helâl apaçık belli, haram da apaçık bellidir. Bunların arasında, halktan birçoğunun, helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Dinini ve namusunu korumak için bunları yapmıyan selâmettedir. Bunlardan bazısını yapan kimse ise haram işlemeye çok yaklaşmış olur; nitekim korunun etrafında (hayvanlarını) otlatan kimse de koruya dalma tehlikesi ile burun buruna gelmiş olur. Dikkat ederseniz her hükümdarın bir korusu vardır; Allah'ın korusu da haram kıldığı şeylerdir.
GDO  sanki geleceğin gıdası,bilimsel tüm testlerden geçmiş ve geleneksel doğal gıdalara üstünlüğü ispatlanmış, kullanmakla hem doğal çevreyi hemde neslimizi kurtaracağımız ürünler olarak lanse edilmektedir. Üzerinde yapılan yoğun reklam kampanyaları, dayatmalar içeriği değiştirmemektedir. Bir yolunu bularak, kitabına uydurarak veya ismini değiştirerek haramı işlemek, sorumluluğu kaldırmaz.; aksine bu yollar ve çareler de haramdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): "Ümmetimden bir gurup başka bir isim koyarak şarabı helâl sayacaktır."16 buyruğu ile buna işaret etmiştir. Müstehcen gösteri, eser ve hareketlere "san'at", faize "sermaye kârı" demek bunları helâl kılmaz.
Gelelim zorunluluğa .GDO şirketlerinin en önemli dayanağı dünya nimetlerinin  gün gelecek artan nüfus karşısında yetersiz kalacağı ve açlık başgöstereceğidir.
GDO nun yüksek verim gücü ile (henüz geleneksel gıdalara karşı verimsel üstünlüğü ispatlanamadı) kurtarıcı olacağıdır.
İslâmın önemli bir prensibidir: "Vâsıtalar da gâye gibi meşru olacaktır." Maksada ulaşmak için her vâsıtayı caiz gören makyevelist görüşü İslâm kabul etmemiştir. Bunun tabiî neticesi, iyi niyetle güzel bir netice elde etmek için de olsa haram işlemenin caiz olmamasıdır. Câmî yapmak, hayır müessesesi vücuda getirmek... için kumar oynamak, hırsızlık ve faizcilik yapmak.... tecviz edilmemiştir.
Yazımın en başında da söylediğim gibi dini bilgilerim GDO konusunda ne bir fikir açıklamaya nede kesin bir çıkarım yapmaya yeterli değil.
Fakat her vatandaş gibi aklıma takılan soruyu sormaya hakkım var.
Henüz sağlığa , doğaya uygunluğu  ispatlanmamış, üzerinde ateşli tartışmaların sürdüğü, içeriğinin doğal olmayan yöntemlerle değiştirildiği adı ile müsemma fakat  yapılan değişikliğin muhteviyatı ticari sır adı altında kasten, bilerek, isteyerek açıklanmayan şüpheli gıda GDO  nun benim için tamamen mi veya belirli bir orana, yüzdeye bağlı olarak (ayrıca bu oran veya yüzde hesaplanırken  nelerin kıstas alınabileceğini) helal mi haram mı olduğunun din alimleri tarafından açıklanmasını arzederim.
İnanıyorum ki kanun koyucu GDO ile ilgili yasayı çıkarırken sadece bilim adamlarının degil mutlaka din adamlarının, diyanetin  görüşlerini almıştır. Alınan görüşlerin ışığında ortaya GDO yasası çıktığına göre bunlar olumlu görüşlerdir. Keşke kanun koyucu bu görüşleri yayınlasa da yüreğimiz haram yeme korkusu ile bu kadar sıkılmasa..
Bazı fitne düşünceli kişilerin öne sürdüğü gibi ''her hareket aktivasyon enerjisini ekonominin dinamiklerinden alır'' fikri temelinden sarsılsa..
 
  Patent ve lisans hakları...
14.12.2009
  Sizlere ABD de çiftçilerin yaşadığı ve önlem alınmazsa bizde de yaşanacak problemlerden bahsedeyim.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yasalar bakın nasıl işliyor.
Tarlalarında ekim yapan iki komşu çiftçiden biri GDO lu tohum kullanıyor, diğeri geleneksel tohum ekiyor.GDOlu bitkinin polenleri de aynen doğal bitkilerde olduğu gibi havada uçuşup yan komşunun doğal tohumu ile birleşiyor ve o çiftçi istemesede kendi ürününe  GDO karışmış oluyor..Hele ki çiftçi organik tarım yapıyorsa ürününü ciddi değer yitiriyor.
Şimdi ilk aklınıza gelen;  zaten aklada yatkın olan şey istemeden kendi ürününe gdo bulaşan çiftçinin tazminat davası açıp hakkını almasıdır.
Ama ABD de bu olay böyle yürümüyor.GDO tohumun patent hakkının sahibi olan şirket tarlasına GDO genetiği bulaşan çiftçilere izinsiz GDO lu ürün yetiştirdiği için dava açıyor ve ABD yasalarına göre yüklü tazminatlar kazanıyor.
GDO’lara patent haklarının verilip GDO’ların geniş üretiminin yapıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde yasalara göre böyle durumlarda lisans hakkını satın almayan kişi sorumlu tutuluyor. GDO’suz ürün yetiştiren herhangi bir çiftçi, kendi tarlasının temizlik ve saflığını korumaktan sorumlu olduğu mantığı yürütülüyor.
Bir benzetme yapalım..
Sıgara içen kişinin sığarasından çıkan dumanı istemeden de olsa soluyan kişiden sığaranın dumanından faydalandığı gerekçesiyle ücret talep etmek ne ise bu da odur.
Şunu da belirtmek isterim; bu şirket aynı davalarla sadece ABD de değil birçok ülkede çiftçilerin başını ağrıtmaktadır.
Henüz Türkiye'de bu olaylar için düzenlenmiş yasa yok.
Fakat düzenlenecek GDO yasası içerisine ABD nin yasa mantığı yer alırsa çiftçilerimiz büyük sorunlar yaşar. Ne patent, lisans haklarıyla uğraşmamanın ne de çiftçilerimizi sorunlara bulaştırmamanın en kestirme yolu GDO lu tohumlarla ekime izin vermemektir.
GDO yasasını istiyoruz ama tüketicinin ve çiftçinin hassasiyetini göz önünde bulundurmak kaydıyla....
 
GDO ve Biodizel..
13.12.2009
 Nedir bunlar derseniz bunlar ikiz kardeş.. Aynı anda aynı anadan doğdular. Kaderleri de birbirine bağlı..Açıklayayım;
GDO lu ürün olarak en fazla sözü edilen hangi bitkiler?
Soya, mısır, kolza, pamuk.
Şimdi gerçekleri konuşalım. Bunların bizim gıda portföyümüzdeki yeri nedir?
Türkiye'de  ''açlık'' dediğimizde mısırın, kolzanın, soyanın rolü ne kadar olabilir ki..Çıkarılan yağını bir kenara alırsak stratejik önem konusunda örneğin mısır  bırakın buğdayı, pirinci, bakliyatın dahi yanına yaklaşamaz.
Mısırı bazen haşlanmış olarak sokak satıcılarından, son yıllarda keyfekeder bardakta yiyoruz.
Pek nadiren mısır cipsi veya pizzaların içinde tüketiyoruz. MIsır ülkede hiç yetişmese nasıl dramatik sonuçlar doğabilir ki..
Ya kolza; kaç kişi kolza gördü..Kaç kişi kolza yedi..Kolza ne yaaa...Ufacık, ufacık siyah tohumlar.
Soya yı soya sosu veya filizi olarak pek azımız tüketir. Soyanın unu da varmış nerede kullanılır ne yapılır kaç kişi biliyor.
Ya da  pamuğun yağından başka gıdalarımızda hiçbir önemi yoktur..
Yemeklik yağ olarak mısırözü yağı son birkaç yıldır sofralarımızda. Bunca yıldır kullandığımız ayçiçek yağı ve zeytinyağı yağ olarak bize yetmedi mi?
Geleneksel yöntemlerle yetiştirdiğimiz pamuk ve mısır bize hangi noktada yetmedi...Kolza ve soya hiç olmasada olur..
Peki bu bitkileri bu kadar önemli hayati kılan, üzerinde türlü lobiler oluşturulup, vatandaşın tepkilerini maskeleyip, net isteği olan yasaların çıkarılmasını engelleyen nedir?
Şimdi konuya yavaş yavaş girelim.
 Dünya petrol rezervelerinin resmi verilerden çok daha düşük olduğu, Uluslar arası Enerji Ajansı’nın da ABD’nin baskısı ile petrol rezervlerine ilişkin verileri şişirdiği iddia edildi. The Guardian gazetesi, ‘Köstebek, Kilit Petrol Verilerinin, ABD’nin Baskısı ile Çarpıtıldığını Söylüyor’ başlıklı haberinde “Uluslararası Enerji Ajansı’ndaki bir köstebeğe göre, dünya, petrol rezervlerinin tükenmesine, resmi tahminlerin işaret ettiğinden çok daha yakın” diye yazdı. Yani dünyanın petrol rezervleri hızla tükeniyor ve
 ABD hızla petrol sonrası alternatif enerjilere kendisini hazırlıyor. Bunların arasında biodizel (özellikle bitkisel yağlar olmak üzere her tür yağdan üretiler dizel yakıt) stratejik alternatif yakıt olma konusunda rakiplerine fark atmış durumda. İzah edeyim...
Diğer alternatif enerjiler (  rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, dalga enerjisi) son ürün olarak elektrik üretmektedir. Taşınabilirliği, depolanabilirliği ve yüksek güç gereksinimini karşılayabilirliği kısıtlıdır.
Son zamanlarda elektrikli arabaların sözü edilmekte. Tam kapasite batarya ile hafif bir otomobili 250 km menzile taşıyabilmektedir ama  yüküyle beraber bir kamyon, gemi, uçak, helikopter, ağır iş makinaları söz konusu olduğunda ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır.
Hidrojen motorları için ise gene hidrojenin depolanma, emniyet,  güç sorunları mevcuttur.
Soya, kanola, mısır, pamuk yüksek yağ verimli bitkiler olup biodizel teknolojisi için en uygun ürünler listesinde liste başı olarak işte burada devreye girmektedir...
GDO nun  dünyanın açlık sorunu ile başetme amacıyla geliştirildiği hikayesinin gerçek yüzü şimdi   çıkmaya başladı mı?
Düşünün herhangi bir savaş (bunu kimse istemez ama hep başımıza gelir) durumunda akaryakıtsız kaldığınızı düşünün. Lokal elektrik kaynakları ile bilgisayarlar çalışabilecek, evler aydınlanacak, ısınabileceksiniz ama  kamyonunuz, geminiz ,uçağınız,helikopteriniz çalışmayacak .Çünki sahip olduğunuz enerji uygun değil.  Uygun enerjiyi kontrol eden dünyayı kontrol edecek...
Demem o ki; burada planlananlar  geleceğin enerji planlarıdır ve  büyük de olsa bir şirketin boyunu  fersah fersah aşar.
ABD sadece kendi topraklarında değil tüm ülkelerde bu ürünleri yaygınlaştırmaya ve kısır tohum teknolojisiyle, gen patent hakkı ile üretilen ürünler üzerinde birincil hak sahibi olmak amacındadır. Biyoyakıt içinsadece kendi topraklarını değil tüm dünyanın tarım topraklarını kullanmak istemekte ve o topraklardaki üretimi kendi amacına göre yönlendirmektedir.
Ülkemizde önceleri teşvik edilip açılmaları sağlanan biodizel üretim tesisleri ötv kaybı, kaçak üretim gibi rahatlıkla aşılabilecek bahaneler ile kapatılmış, 400 milyon dolarlık yatırım atıl duruma getirilmiştir.
Zannımca GDO lu tohumların ekim izni çıkana kadar da yani kullanılacak bitkinin patent hakkı ABD nin oluncaya kadar bu teknolojiye uzaktan bakacağız..
Maliyenin açıklamasına bakınız...
''Biodizel üreticileri yerli üretim yağı kullanacağına dışardan yağ ithal ediyor. Biz ötv muafiyetini yerli üretim yağ kullanımı için getirmiştik, haksız rekabet ve vergi kaybı oluyor'' diyor. Haklı gibi görünüyor ama biodizel geleceğin stratejik yakıtıdır. Her ne sorun varsa ve bu maliyeti ne olursa olsun çözülmeli. Yarın bu teknolojiye ihtiyacımız  olduğunda eski tesislerin üzerini örten  otları temizlemek zorunda kalmayalım.
Burada anahtar cümle ''GDO suz ve kendi üretimimiz  yağlı yohumlar ile'' bunu yapmak zorunda olduğumuzdur. Bunun maliyeti belki bugün fazla olabilir fakat daha sonra ödeyeceğimiz bedelin yanında bir hiçtir.
 
  Açık davet...
12.12.2009
 
 Artık gıda ambalajlarının üzerine gdo'suzdur yazmak yasak değil . Bunu yasaklayan yönetmelik önce değiştirildi, sonra tümden iptal edildiği halde gariptir ki henüz hiçbir gıdanın muhteviyatına böyle bir şerh düşülmedi.
Düşündürücü...
İhmal mi?
Tembellik mi?
Önemsememe mi?
Ürününe güvenememe mi?
Sebep her ne olursa olsun  farkına varılmalıdır ki tüketici eskisinden daha hassas, daha araştırıcı.
artık her aldığı ürünün içeriğine, izinlerine son kullanma tarihine dikkat eder hale geldi. Son zamanlarda dikkat çekilen ''gıdaların genetiğinin değiştirlmesi'' olayı bu hassasiyeti daha da artırdı.
Şüphesiz ki tüketicinin hassasiyetine önem veren üretici öne çıkacak, kayıtsız kalan ise muhtemelen piyasalardan silinecektir. Bu kehanet felan değil ticaretin en tabii kurallarından biridir. Bunu  üretici ticari fırsat olarak da değerlendirebilir, ticari kaygı olarak da. Ama kesin olan şudur ki bu hassasiyet oluşmuştur ve artarak devam edecektir.
 Siz kendinizi düşünün; bir litre sıvı yağ almak için markete gittiniz...
Yağları incelerken birinin üzerinde GDO İÇERMEZ ibaresini gördünüz, diğerlerinde herhangi birşey yazmıyor. Şu an yasa ve yönetmelik olmadığı için gdo içerse de bunu belirtmek zorunda olmadığınından
diğer ürünlere şüphe ile bakacaksınız.
Evinize ailenize götüreceğiniz yağı seçerken  tercihiniz hangisi olacak?
Cevap vermeye bile gerek yok.
Ama halen gıdaların etiketlerinde GDO İÇERMEZ ibaresi de yok???
İster tanınmış bir marka olun, ister pek tanınmayın.
Ürününüzün akredite bir laboratuardan alınmış GDO içermediğine dair raporunuz varsa, sadece kamu yararı gözeterek hem ürününüzü hem de raporunu sitemden lanse edebilirim.
 
ODTÜ mü? Bakanlık laboratuarı mı?
12.12.2009
 
  Her ne kadar GDO lu ürün olarak sadece mısır, kolza, pamuk ve soyanın adı geçiyorsa da Türkiye'de GDO nun  sanıldığından çok daha yaygın olduğu ortaya çıktı. ODTÜ'nün domatesler üzerinde iki yıl süren araştırmasında 28 domates numunesinden 22'sinde antibiyotik direnç geni (sadece kanamisine direnç) tespit edildi
  ODTÜ Gıda Mühendisliği yüksek lisans öğrencilerinin bölüm başkanı Doç.Dr Candar Gürakan gözetiminde  transgenik gıdalar konusunda yaptıkları tez çalışması çok şaşırtıcı sonuçlar verdi.Toplamda 2 yıl süren çalışmanın sonucunda incelenen Türkiyenin çeşitli bölgelerindeki marketlerden 23 domates numunesi ile  Belçika, İspanya, Çin ve Amerika'dan ithal edilen 5 domates  numunesinin 22 sinde kanamisin antibiyotiğine karşı direnç geni saptandı. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan tablo, akademisyenleri şoke etti.
  Doç. Dr. Candan Gürakan, araştırmalarını genişletmek amacıyla parasal destek için devlet kurumlarına başvrduklarında Türkiyede GDO yok boşa para harcamayın denerek geri çevrildiler.Araştırmanın giderleri ODTÜ tarafindan karşılandı..
Ankara'dan 9, Eskişehir, Isparta, Antalya, Ayaş, Çanakkale, Afyon'dan 1'er, Antalya'dan 4, Mersin, İspanya, Belçika, ABD'den 2'şer, Çin'den 1 olmak üzere 28 domates numunesini incelendi.
  Türkiye' çeşitli şehirlerin marketlerinden toplanan domateslerin yerli üretim veya ithal olup olmadığını bilmediğini söyleyen Doç.Dr Candar Gürakan '' eğer yerli üretimse Türkiyede GDO lu tohum ekimi yapıldığı sonucu çıkacağını söyledi..
Bir önceki yazımda antibiyotik direnç geninin GDO üretiminde kullanıldığını, eklenmek istenen genin bakteri içerisine girip girmediginin kontrolünün b yolla yapıldığını ayrıntılı şekilde anlatmaya çalışmıştım.
Yani organizmaya yabancı bir gen ekleniyorsa yanında mutlaka özellikle kanamisin vankomisin gibi bir antibiyotiğe direnç geni de eklenmektedir. Bu direnç genine normalde bitkilerde rastlanmaz. Özellikle sadece kanamisine direnç çıkması bu üretimin belli bir firmanın belli bir yöntemini gösterir.
  Candan Gürakan ayrıca Arjantin ve Güney Afrikadan getirilip Ankara, Isparta, Antalya ve Çanakkalede piyasaya verilen mısırların tümünde antibiyotiğe direnç geni ve mısır bitkisine ait olamayacak DNA lara rastladıklarını söyledi.
  Bu çalışmanın 2004 yılında yapılması ve GDO nun alınan numunelerin ezici çoğunluğunda çıkması, GDO nun günümüzde tahminleri üzerinde yaygınlığı işaret eder.
Günümüzde yapılan analizlerde ise sadece pamukta soyada ve kolzada GDO ya rastlanıldığnı mısırda bulunmadığı tespit edildi.
Sizce ne kadar inandırıcı??
Bir tarafta Türkiyenin en köklü üniversitelerinden birinde yapılan araştırma; diğer tarafta Devlet memurlarının çalıştığı bakanlığa bağlı laboratuarlar.
Cevabı sizlere bırakıyorum.
Ülkemizde GDO mecrası daha yeni açıldı sayılır. Bu konu daha çok konuşulacak, çok tartışılacak, çok araştırılacak..İnanıyorum ki fazla zaman geçmeden birçok sorunun cevabı ortaya çıkacak. 
 
 Gdo nedir, nasıl oluşturulur....
11.12.2009

Bunu anlatmadan önce sizlere plazmid' in ne olduğunu açıklamam lazım.
Plazmid, bakterilerde asıl DNA materyalinin (kromozom) yanı sıra çoğunlukla ondan bağımsız duran, kendi kendini eşleyebilen, daha az gen içeren genellikle halka şeklinde olan başka bir genetik yapıdır. Plazmidler bakteri bölündüğünde her ki yavruya eşit dağılmayabilir.
Bu yapı daha çok bakteriler arasında kurulan bir köprü sayesinde birbirerine aktarılabilir veya asıl DNA  ya bağlanıp onun bir parçası olarak hareket eder, yani bölünme sırasında o da kendini kopyalayarak yavrulara geçer.
Çoğu plazmid içinde bulundukları bakteriye avantaj sağlayan, onları bazı  antibiyotiklere  dirençli hale getiren  gen veya gen grupları taşırlar.
Antibiyotiğe dirençli bakterileri dirençsiz bakterilerle beraber aynı ortamda bulundurursak ,dirençsiz bakterilerin de direnç kazandığını görürüz. Bu aktarmadan kaynaklanmaktadır.
Bazen plazmidler ana kromazoma bağlandıklarında dahi oradan bazı gen parçalarını, bazen tüm genomu başka bir bakteriye aktarabilirler. Bunlar bu tür kültürlerde seyrek olarak gözlemlenen kromozomal gen transferlerinden sorumludur. Bunun önemine daha sonra değineceğim.
GDO oluşumu temel olarak bu plazmidlerin aktarım potansiyeline dayanmaktadır.
Örneğin hedefimiz bazı böceklere karşı dayanıklı bitkiler oluşturmak olsun.
Biyopestisid (biyolojik böcek öldürücü) olarak en çok kullanilan mikrobiyal pestisid türü Bacillus thuringiensis (Bt)'dir . Bu basil etkisini insekt larvalarina karsi özel etkili olan bir protein üreterek göstermektedir. Yani bu basilin içinde bulunan bir gen böcek larvalarını öldüren bir proteini kodlamaktadır. Bu geni hedeflediğimiz bitkiye aktarmamız lazım..Bu geni oncelikle belirleyip ana genomda çıkarıyoruz. Bu gen parçacığına özellikle Vankomisin antibiyotiğine dinenç genini ekliyoruz.
şimdi elimizde böcek öldürücü proteinleri kodlayan gen ile antibiyotik direnç geninin birleşiminden oluşmuş zincirimiz var. Bu DNA zincirini Agrobacterium tumefaciens isimli bakterinin kültür ortamına katıyoruz. Agrobacterium tumefaciens bakterisi ''ti plazmid'' denilen ilginç bir plazmide sahip. Bu plazmid bitki hücrelerine girebilmekte ve onların genomuyla birlesip farklı karakterleri onlara aktarabilmektedir.
Oluşturduğumuz zinciri bu bakterinin kültür ortamına kattığımızda zincir bazılarının içine girip onların ti plazmidi ile birleşmekte ve onları vankomisine dirençli hale getirmektedir. Ortama vankomisin eklediğimizde dirençli hale gelen bakteriler hayatta kalıp üremeye devam etmekte, diğerleri ölmektedir. Plazmid onları dirençli kıldığı için yalnızca plazmidi içine almış bakteriler antibiyotikli ortamda sağ kalırlar. Bu bakteriler çok sayıda çoğaltılır, sonra toplanıp eritilerek (lizis) içlerindeki ''ti plazmid''  izole edilir.
Daha sonra izole ettiğimiz plazmidi hedeflediğimiz bitkinin doku kültürüne ekleriz. Ti plazmid özelliğinden dolayı bitki hücresine girerek onun genomuna entegre olur ve ona biyopestisid özelliğini kazandırır. Unutulmamalı ki pestisid geni ile beraber antibiyotik direnç geni de bitkiye verilmiş olur.
1) Şimdi elimizde GDO dediğimiz pestisid özelliği gösteren proteini kendi üreten yiyeceğimiz var. Bu biyozehirin bizlere  muhtemel zararları olabilir mi? Hedeflemediğimiz böceklere zararları olabilir mi? Metabolitlerin doğaya zararları olabilir mi? Fazladan ve doğal olmayan yoldan kazanılan  bu özellik gerek o bitkinin diğer doğal türlerine karşı gerekse halkası olduğu doğal zincirin tamamına karşı baskın bir tehdit oluşturabilir mi? Polenlenme yoluyla doğal türdeşlerinin genom yapısını bozabilir mi? Eger bu türdeş yabani ot sınıfındaysa onun yayılımını artırabilir mi?(özellikle herbisidlere direnç geninin aktarımında)
2) Vankomisin  aminoglikozid grubu antibiyotiklerin bir üyesidir. Vankomisine direnç geninin bakterilere kontrolsuz geçişi aminoglikozid grubuna karşı çapraz direnç oluşturacaktır. Özellikle tüberküloz tedavisinde vazgeçilmez olan bu gruba karşı gelişecek direnç tedavide yeri doldurulamaz boşluk oluşturacaktır.. Burada akıllarda şu soru kalmasın. Plazmid genoma entegre  olsa bile  kontrolsüz olarak genomun bir parçasını da kopararak bir başka hücreye veya bakteriye geçebilir .Bu onun doğal gücüdür.
Şimdi elimizde ne var...GDO ve bir sürü cevap bekleyen soru...
 
 Gıdalarda ki ''gizli formül, ticari sır''  ne demektir bir türlü aklım almıyor...
Sen milyonlarca kişiye sunduğun yiyeceğin veya içeceğin içeriğini böyle saçma bir sebebe dayanarak açıklamayacaksın. Bu çağa yakışan iş değil.Herhangi bir ilacı, içeriğindeki molekülün konfigürasyonuna kadar beyan etmeden piyasaya süremezsin. Gıdalar ilaçlardan daha mı önemsiz, daha mı zararsız. Seyretmiyorsunuz, bünyenize alıyorsunuz  taa hücrelerinize kadar giriyor.  
 
 GDO gıdalar, hormonlu gıdalar, hibrit gıdalar, suni gübreli gıdalar,yüksek doz zirai ilaçlarla desteklenen gıdalar, zamanı dışında yetiştirilen gıdalar derken özünü kaybetmiş, bol sulu, düzgün konturlu, parlak renkli, azmani, kokusuz, lezzetsiz şişirilmiş gıdalar yer duruma geldik. Çocuklarımız gerçek salatalığın, domatesin tadını bilmiyor.     
 
06.12.2009         
 ''Sagra yeni sahipleriyle tekrar doğdu, GDO’suz üretimle ‘doğal’ büyüyecek''  başlıklı haber dikkatimi çekti.Üretici tüketicinin mesajını almış.Tüketici isteklerinde bilinçlendi; artık tüketeceği gıda maddesinin renginin daha canlı, boyunun daha standartlara uygun, şeklinin daha düzgün, ambalajının daha cafcaflı olmasıyla, sağlıklı ve doğal olması arasında fazla bir ilişki olmadıgını hatta  negatif bir ilişki olduğunu farketti. GDO konusunda çıkan sesler akıllı üreticiyi uyandırdı.   
 
05.12.2009
  Tarım bakanı sayın Eker tarafından en kısa zamanda biyogüvenlik yasasının  çikarılacağı beyan edilmiş, üstelik Bakanlar Kurulunun gündeminde ilk sıradaymış, çok sevindim.
Ama diğer diğer söylediklerini duyunca asıl ben tebessüm ettim. 
 
4.12.2009
 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı GDO yönetmeliğinin Danıştay tarafından durdurulması kararının günlük hayatta boşluğa sebep olacağını belirtmiş.
Peki bu yönetmelik hakikaten boşluğu doldurabilmiş miydi? 
 
24.11.2009
 Ne oldu, nereden icap etti, belki gündem değişikliği ihtiyacına binaen  yıllardır bilinen, yasası yönetmeliği beklenen gdo konusu hiçbir ön inceleme araştırma yapılmadan (ki kısa zamanda yönetmelik değişikliğiyle ispatlandı) AB den tercüme bir yönetmelikle ortaya bırakılıverdi..